Sansürcü Geldi Hanııım

Kayseri valiliği geçen sene turuncu internet diye bir kampanya başlatmış ve o kampanya kapsamında (diğer kimi sitelerle birlikte) blogger sitelerine erişimi de engellemiş. GDI isimli bir bloxoo kullanıcısı bundan bir yıl önce bu konuyu bloxoo’da bir foruma taşımış ve tartışmalar başlamış. Konu dönmüş dolaşmış genel olarak sansüre gelmiş. 1 yıl sonra, geçen gün forumları gezerken bu başlığın yeniden alevlendiğini fark ettim. Birileri hararetle sansürü, sansürcülüğü, yasakçılığı savunuyordu. Bu tam da ortaparmak’a göre bir görevdi. Olayın kalanını noktasına virgülüne varana kadar forumdan aktarıyorum (yazım yanlışları bana ait değildir). Dilerseniz forum konusunu açıp tartışmanın tamamını (diğer kişilerin mesajlarıyla birlikte) buradan  okuyabilirsiniz.

Melihgüney: Site kapanması elbette kötü birşey. Fakat insanların kutsal saydıgı şeyler oldugu gibi devletlerinde kutsal saydıgı şeyler vardır. youtube olsun, blogger olsun, wordpress olsun yasaklandı. bunun sebebi bu ülkenin kutsal saydıgı şeyleri yayınlandıkları için. içinizde hanginiz Atatürk’e hakareti içine sindirebiliyor. Hanginiz Peygamber efendimize hakareti içine sindirebilir. Elbette sindiremezsiniz. Devletimizde diyor ki bu sitelere bu tür yayınları engelleyin. Yayınlanmadan bir oto kontrol mekanizması kurun. Fakat hiç biri devletin resmi kurumlarını muhattab almıyor. sorun bundan kaynaklanıyor. Sansür sansür diyorsunuz ama hırsızın hiç mi günahı yok diyorum size.

Ortaparmak: Melihgüney, “hanginiz peygamber efendimize hakareti içine sindirebiliyor” diye sormuşsun; bence bir mahsuru yok. Herkesin dini de dinsizliği de, densizliği de kendine. Beni bağlamaz. Ben içime sindiririm yani. Ben kendim okuyup kendim karar vermek isterim; ben koyun değilim ve herhangi koca götlü bi devlet memurunun benim için neyin iyi neyin kötü olduğunu benden daha iyi bildiğini düşünmüyorum. Atatürkçüyüm sapına kadar, ama Atatürke hakaret de beni çok rahatsız etmez. Beyinsiz insanların varlığına alıştım; artık beni rahatsız etmiyorlar. Sansürü savunan çeyrek akıllı internet kullanıcılarını nasıl susturmak haddim değilse, Atatürk’e saldıran, ya da PKK’yı Apo’yu, Said Nursiyi, Fetullah Güleni ve diğer vatan hainlerini öven kişilere de sansür uygulanmasını savunamam. En fazla bi cevap yazarım, senin mesajına yazdığım gibi. Anlayana sivrisinek saz.

Melihgüney: ortaparmak güzel söylemişsin.

Yalnız anlamadıgın bir nokta var. İnsanların düşüncelerini değiştirmek çok zordur. Bir düşünce bir insana yerleştimi onu oradan çıkarmak dünyanın en zor işidir. Yaşadığımız imaj dünyasında birçok şey artık piskolojik savaşla kazanılmakta. Ve emin ol piskolojik savaşın en büyük silahlarından biri şu an için internettir. Herkes çok kısa bir sürede istediğine ulaşabilmekte. Bu yüzden bunu iyi kullanmak gerekir. Yanlış imaj verecek şeyleri baştan engellemek akıllıca olur.

İkinciside yine hoş demişsin. Altın yere düşünce değerinden birşey kaybetmez diye bir laf vardır ya işte tam öyle birşey. Atatürk’e laf attıklarında Ulu Önder’in değeri elbette azalmaz. Ama hangi ulus ki kurucusuna hakaret edildiğinde sineye çeksin.

Ortaparmak: Melihgüney, 1400’lü yıllarda matbaa icat olunduğunda da bir takım aklı evvel vezirler padişahın kulağına eğilip “bu matbaa denen meret edevat-ı muharebe-i ruhiyyedir (psikolojik savaş aletidir) Sultanım” demiştir elbet. Muhtemelen o nedenle 1600’lere kadar matbaasız kalmıştır Osmanlı yurdu… Sonuç: 21. Y.Y.’da bile sansürü savunan, sözüm ona “okur yazar” bireyler. Peh.

Hem, Türk mahkemelerinin youtube’u v.s.’yi yasaklaması devekuşunun kafasını kuma gömmesinden öte bir fayda sağlamaz. Hatta zararı vardır. Yasaklandı da ne oldu? Youtube’daki PKK propagandası azaldı mı? Ataya ya da bayrağa yapılan saldırılar azaldı mı? Gözlerini kapatınca sorunlar yok mu oluyor? Aksine şimdi youtube’da eskisinden bile daha fazla “terörist sempatizanı”, “cumhuriyet düşmanı”, “islam karşıtı” kaynıyor. Meydan boşaldı çünkü… Türk mahkemelerinin youtube yasağı, bir geri çekilmedir. Youtube meydanı düşmana verilmiştir. Olay budur.

Yasaklandı da ne oldu? İnsanlar seyretmiyor mu? DNS ayarlarını değiştirip, host dosyasına IP ekleyip, hiç olmadı proxy sitelerinden girip çatır çatır seyrediyorlar. Ha o proxy sitelerinden yorum yazılmıyor genelde, login olunamıyor, o nedenle de aktivite görünmüyor pek. Ama herkes çatır çatır seyrediyor.

Sansür çağdışıdır. Zayıf (zihinsel/entellektüel açıdan zayıf) bireylerin toplumun geri kalanının eğitim almasını, öğrenmesini ve bilinçlenmesini önlemesi gibi bir amaca hizmet eder ve kesinlikle övülecek bir tarafı yoktur.

Melihgüney: Matbaa ile youtube birbirinden çok farklı şeyler. Teknolojinin gelişimi toplumlarda farklılık gösterebilir. Bu tarihde sıkça rastlanan bir durum. Google ise teknolojinin nasıl kullanıldıgıyla alakalı bir durumdur.

Özgürlük başkasının alanına değdiğin yerde son bulur. Youtube’un kapanması sansür ile alakalı bir durum deildir. Youtube bir şirket oldugu için yerine getirilmesi gereken zorunlulukları vardır. Bu zorunluluklar ülkeden ülkeye yasalara göre değişir. Bu ülkede yasak sayılan şeyler youtube’da serbest oldugu sürece erişimi engellenecektir. Bu durumda başka bir video barındırma sitesi kullanabilirsin. Youtube gibi birçok şirket var video barındıran. Onları kullan. Onlar yasaklı mı değil. Demek ki Youtube’un kapatılma nedeni sansür değil.

Geçen sene Çin google’ı yasaklıyacaktı. Sebep olarak da Çin de bulunan bir yerel arama motorunu satın almaya kalkışması gösterilmişti. Bu sayede Google Çin’de tekel olmaya çalışmakla suçlanmıştı. Sonuç ne oldu bilmiyorum ama Google’ın yüksek paralar ödediğini duymuştum. Bunun gibi birçok örnek var dünya üzerinde. Farkında olmadıgın şey teknolojiyi yasaklamak ile uygulamayı yasaklamanın arasında ki fark.

Ortaparmak: “… yerine getirilmesi gereken zorunlulukları vardır.” derken, “Bu ülkede yasak sayılan şeyler youtube’da serbest oldugu sürece erişimi engellenecektir” derken, “Geçen sene Çin google’ı yasaklıyacaktı” derken, ve “teknolojiyi yasaklamak ile uygulamayı yasaklamanın arasında ki fark” derken bahsettiğin şey tam olarak sansür. Yüzde yüz sansür. Ama sen 1. ya bunu anladığın halde lafı döndürüp dolaştırıp gerçekleri çarpıtmaya çalışıyorsun; ya da 2. bunun sansür olduğunu gerçekten anlayamıyorsun. Her iki durumda da sana bir şeyler izah etmenin bir faydası olmayacağı için, ben artık bu konuya yazmıyorum. Yukarıda konuyla ilgili detaylı değerlendirmemi zaten yazmışım.

Melihgüney: Bence bunu sen anlamak istemiyorsun. Mahallendeki market vya bakkal vergi veya benzeri başka birşeyden mühürlendiğinde hayır kardeşim ben özgürüm buradan alış veriş yapacam diyebiliyormusun. youtube un durumu böyle birşey. git başka yerden alış veriş yap.

Bu ülkede Atatürk’ü korumak başlı başına bir kanundur. Bir yasanın arkasına eklenmiş bir şey değil. Başlı başına bir yasadır. Bu fikir özgürlüğüyle , sansürle ifade edilmeyecek kadar derin bir konu.

Ortaparmak: Melihgüney, bunlar derin konular demek ne demek? Yani sen anlayabiliyorsun ama “herkes anlayamaz” mı? Öyle mi demek istedin? Sen ya da savunduğun sansürcü sistemin parçası olan herhangi bir memur benden, burayı okuyan başka arkadaşlardan, ya da youtube’a girecek diğer kişilerden daha mı akıllısınız? Daha mı bilgilisiniz? Daha mı zekisiniz? Hiç sanmıyorum. Yani herkesin aklı kıt da, sizler gibilerin yol göstermesine ihtiyacı mı var? Biz bilmiyor muyuz neyin doğru neyin yanlış olduğunu? Bize illa söylenmesi mi gerekiyor? (Hatta söylemekle de yetinilmiyor, erişim engelleniyor). Engelleyen de muhtemelen tek yabancı dil bilmez, ömrü hayatında üniversiteden beri tek kitap okumamış, iktidar yalakası bir devlet memurudur (ya da devlet memurlarıdır). İster yasalar yoluyla olsun, ister kanun hükmünde kararnameyle, ister tüzük ister yönetmeklikle; SANSÜR SANSÜRDÜR. Youtube sansürlenmektedir. Bunu anlayamayan da ya meczuptur, ya akılsız cahildir, ya da art niyetlidir.

Ha, bir de şunu eklemek isterim ki, “Kabul etmek gerekirki”‘deki ki ayrı yazılır. Senin kadar “bilgi sahibi” bir insanın çok okumuş olması, çok okumuş bir insanın da Türkçemizi biliyor ve kurallara uyuyor olması beklenirdi… Acaba diyorum, bilgi sahibi olmadan mı fikir sahibi oldunuz? Çok yaygındır ülkemde, her kahvede bin kişi var öyle… (ha, dikkat etmemişim cevabını da kabul etmiyorum, bilen mutlaka dikkat ediyor çünkü).

Melihgüney: Orta parmak çok ilginç bir kişiliksin.

“Engelleyen de muhtemelen tek yabancı dil bilmez, ömrü hayatında üniversiteden beri tek kitap okumamış, iktidar yalakası bir devlet memurudur (ya da devlet memurlarıdır).”

Bunu diyebildiğine göre büyük bir insan olmalısın. Ama cahilliğin dizboyu. Öncelikle youtube’u dava açan kişi bu ülkenin savcısıdır. Sen bu ülkenin savcısına okumamış, dil bilmiyen hatta hatta iktidar yalakası diyebiliyorsan büyüksün diyorum. Ama dikkatimi çekti en başta beri ağzından tükürükler saçarak birşeyler anlatmaya çalışıyorsun. En azından adam yerine koyup tartışma ortamı doğsun istedim ama görüyorum ki ağzından tükürük biticek gibi değil. Saça saça konuşuyorsun yine. Sen kendi haline bırakıyorum ben. Tartışmayı öğrenince devam ederiz.

Ortaparmak: “Sen kendi haline bırakıyorum ben” demişsin. Güle güle yolun açık olsun. Dediğim gibi senin gibi binlercesi var kahve köşelerinde. Senin orijinal fikirlerinin eksikliğini çekmeyeceğim kesin.

“… ağzından tükürük biticek gibi değil. Saça saça konuşuyorsun.” demişsin. Benim üslubumda tükürük saçan bir yan yok. İnandığı bir şeyi hararetle savunmak ayrıdır, tükürük saçarak konuşmak ayrıdır. Ayrıca, klavyede yazı yazarken nasıl tükürük saçılır onu da anlamış değilim. Sen nerenle yazıyorsun?

Görüşlerinin ne kadar temelsiz, iddialarının ne kadar içi boş olduğu ilk mesajından beri apaçık ortada olduğu halde ben sana cahil demedim, dar görüşlü demedim, mankafa demedim. Oysa, yazdıklarını okuyan herhangi biri (senin özel durumunda) bunların hiçbirinin birer hakaret sayılamayacağını, olsa olsa yerinde bir teşhis olarak kabul edilebileceğini anında anlardı. Ama ben seni yurdum gerçeği olarak kabul ettim, bağrıma bastım, karşıma alıp konuştum ki belki akıllanırsın. Ama abesle iştigal etmişiz belli ki (dikkat et ki burada da ayrı).

Sen “devlet büyüklerinin” senin yerine düşünüp, sana empoze ettiği görüşlerin üzerine tek bir nokta, tek bir virgül ekleyememişsin. O boş “görüş”leri kendinin sanıyorsun. İşin acısı o görüşler senden önce de vardı; dedim ya matbaa olayı buna en basit örnek. Sen boş bulduğun ortamlarda o görüşleri kopyala-yapıştır yöntemiyle yaymak çabası içerisindesin. Ancak, o görüşleri bile yayabilmek için belirli bir donanıma sahip olman gerek. İşte tam bu noktada bir kısır döngü söz konusu: o görüşleri yaymak için gereken donanıma sahip olmadığın gibi, o savunduğun görüşler senin araştırıp öğrenmeni, bilgi edinmeni engeller nitelikte olduğundan, sen bu kafayla, asla o donanıma sahip olamayacaksın. Çünkü o savunduğun sansürcü, baskıcı sistem, senin o sistemi savunacak kadar bile bilgi edinmene engel. Öyle ya bilgiye ulaşamazsan nasıl öğreneceksin? Bu gayet açık, ama senin anlayabileceğini sanmıyorum. Sırf okuyan başka bireyler sorunun ne olduğunu görebilsin diye yazıyorum. Yoksa senin anlayabileceğinden zaten umudum yok.

Youtube’un ya da başka bir engelli sitenin engellenmesi sürecinin nasıl işlediğini çok iyi biliyorum. Yani eğer engelleyen cahil devlet memurudur diyorsam, bildiğim için söylüyorum. Maalesef bu ülkede üniversite öğrenimi bile insanları eğitmeye yeterli olmuyor. Çünkü bu ülkede düzen sansüre, yasaklara ve baskıya dayalı. Bilim yuvası olması gereken üniversitelerimizde bile bilimin en temel yapı taşları öğrencilerimize öğretilmiyor. Sorgulamak, şüpheyle yaklaşmak, deney ve gözlemlere dayalı kararlar vermek vs. vs. vs. Dolayısıyla, üniversitelerden yetişen bireyler “eğitimli”, “kültürlü” ya da “zeki” kişiler değil, kendilerinden önceki sansürcü, baskıcı, yasakçı bireylerin koymuş olduğu yasaklara en iyi uyan “yalaka” bireyler oluyor.

Ayrıca devlet memuriyetine girmek için de, devlet memuriyeti içerisinde terfi almak için de aynı şekilde “yalaka” olmak, sorgulamamak, olduğu gibi kabul etmek, etliye sütlüye karışmamak lazım. Bu anlamda, youtube’u yasaklatan savcının, (kariyerinde bayağı ilerlemiş olmasından yola çıkarak) tüm bu özelliklere fazlasıyla sahip olması lazım. Yani kendisinin “yalaka” olması ihtimali “kültürlü, bilgili ve zeki” olması ihtimalinden kat be kat fazladır diyebiliriz. Biz deriz de, tarafınızdan anlaşılabilir mi? Onu bilemem.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir