Alkolden Uzak, Tarrak Gibi Yaşamak…

Pond in Golosievskiy Park BW
Evime 1 km, yani yürüyerek 10 dakika mesafede böyle bir gölet var, karşısında bir rakı açıp içemediğim. Ne diyor üstat Neyzen Tevfik? “Bana yar olmayan devri devranın izzeti ikramını s..keyim”…

Hallukh usta 6000 sene öncesinin İran’ında, Persepolis’te taş ustasıydı –elbette askere alınmadığı, sefere neyin gitmediği, sivil takıldığı nadir zamanlarda… Akşama kadar çift ş’yle eşşek gibi çalışır, akşam evine döner şarabını açar, tek f’yle efendi gibi stres atardı. O zamanın karıları dırdır yapmazdı.

2800 sene önce Antik Yunan’da, balıkçılara ağ örerek geçimini sağlardı usta Hallukrates. Kodumun Antik Yunan’ında alem filozoftu, hatta ağ ördüğü balıkçılar bile; bir Hallukrates düz adamdı, ekmeğinin derdindeydi. Akşama kadar ağlarını örer, akşam evine döner, bir testi şarap açar, keyfine bakardı, ekmeğinin derdindeki her adam gibi. Karısı namevcuttu zira o dönemin Anadolu’sunda alem (evlerden ırak) ya götçüydü, ya ibneydi, Hallukrates’in de karısı yoktu, oğlanları vardı.

Halukius Antik Roma’da yaşadı, o da mı ılıktı orasını kesin bilemiyoruz lakin Roma Ordusu için “kalkanları yağlardı”, ondan eminiz. Sabahtan akşama atölyesinde ter döker, akşam evine döner o da şarabını koyar, kafasını boşaltırdı. O da karı dırdırı duymazdı.

Yüzyıllar sonra, dörtnala gelip uzak Asyadan, akdenize kısssrağımın başı gibi uzanan muzaffer Türk milletine takıldı geldi bu topraklara Halukböke. Bilahare türbeye dönüştürülecek Şamanist mezarlara elibelinde motifler çizmekti mesleği. Akşama kadar oyacağını oyar, yontacağını yontar, akşam indi mi gider evinde o da şarabını yudumlar stres atardı. O da karı dırdırına yabancıydı, kitabında yazmazdı, zaten Halukböke Tengriciydi, kitapsızdı.

Bin yıl geçti üzerinden, Osmanlı’nın son demlerinde, Şehri Istanbul’da, İstanbul’un henüz ıııı’yla Istanbul olduğu, köylü güruhun şehirlerin sultanına doluşmadığı yıllarda, Ortaparmakzade Haluk Efendi akşam Pera’daki dükkanını kapar, kapağı Panayot’un Meyhanesi’ne atardı, boğma rakıyla derdi tasayı boğmaya, karı dırdırından uzak. Zira -belki sırf karı dırdırı olmasın diye- o yıllarda meyhaneye “karı girişi” yasaktı. Daha ortada feminizm yoktu, karılar buna hiç bozulmazdı.

Yani demem o ki, benim cinsim 7 bin yıllık yazılı tarih boyunca hep içti. Ondan önce de içmiştik zahir de, yazma ve bizden sonraki nesillere kaynak bırakma imkanımız olmamıştı. Alkolün padişah fermanıyla yasak olduğu, cezasının 1 mecidiye olduğu günlerde bile biz iki mecidiye verdik, iki günlük içtik. Şimdi benim sabahtan akşama it gibi çalışıp da, tentürdiyotsuz kafayla duvarları seyretmem ehlikeyif mizacıma dibinden ters. Böyleyken kafayı sıfırlayamıyorum. Günler hep aynı, geceler arada karbon kağıdı… Bir gün tepem atabilir. Her an…

bana yoktur lüzumu gülşeninin,
şeb-i tarik-ü rûz-ı rûşeninin,
ne gulâmının ne de zenninin;
hepsinin tâ mezarını sikeyim!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir