Yuşçenko İlkeleri ve Ukrayna İnkılap Tarihi

Önemli Not: Bu yazıyı okumakla amnezi hastası olduğunuzu peşinen beyan ve taahhüt etmiş sayılırsınız. O kadar ki okumanız bittiğinde burada yazılı olanların hiçbir kelimesini savcılığa suç duyurusunda bulunmak, mahkemede aleyhimde delil olarak kullanmak veya kullanmaya yeltenmek ve/veya (hatta ille de) başkalarını bu ve benzeri fiillere teşvik etmek maksatları da dahil, ancak bunlarla da sınırlı olmamak kaydıyla hiçbir maksatla hatırlamayacak kadar unutkansanız bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz.

Aksi taktirde bu yazıyı okumayı şu an durdurun. Bu yazı şahsımın fikri mülkiyetindeki bir metadır ve erişim, “salt okunur” erişim bile, yukarıdaki ön beyanın baştan kabul edildiği durumlarla sınırlanmıştır (Not hakkında Not: amnezi de olsan bu beyan ve içeriğini unutmayacaksın! IP’ni biliyorum, evinden aldırırım. Çocuğunu keserim).

Kısaltmaları ben kısaltmadım, anlamlarından sorumlu değilim. Hemen ardından parantez içerisinde açılımı yazılı olmayan hallerde, bu yazıda geçen CIA kısaltması Cennet Mahallesi İstimlak Alanları anlamındadır; cümle içerisinde kullanıldığında anlam ifade etmediği durumlarda ilgili anlamsızlık “banko yazım yanlışından kaynaklanıyor” kabul edilmelidir. Hatta Amariga Birleşik Devletleri’nde CIA diye bir örgüt yoktur, hiç olmamıştır, olması da mantıksızdır (American Intelligence… what an oxymoron).

Ukrayna’da günümüz tanımıyla devlet, ya da ulus devlet olayı dokuzuncu yüzyıla dayanıyor. Dokuzuncu yüzyılda kurulan Kiev Rus devleti on üçüncü yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş. Anlatan Ukrayna’lılar o dönemde bu devletin Doğu Avrupa’nın lider gücü olduğunu iddia etseler de bu devletten bizim hiç haberdar olmayışımız Kiev Rus’un gücünün ne derece gerçek ne derece lider olduğu konusunda fikir veriyor…

CIA tarafından kaleme alınıp Ukraynalı’lara yutturulan “milli tarih” haricinde öyle pek milli bir tarihi yok aslında Ukrayna’nın. 9. yüzyılda bir devlet kurulmuş (ki yüzölçümü bizim Bakırköy kadar), sonra Moğol istilası olmuş. Bi ton tatar yerleşmiş buralara, Stalin’den kurtulabilenleri hala burada yaşıyor. Sonra moğollar gitmiş Polonya’lılar işgal etmiş burayı. Arkasından 16. yüzyılda Kozaklar ayaklanmış, hatta ayaklanmakla kalmayıp Ukrayna Kozak devleti bile kurmuş herifler. Sonra Polonya – Ukrayna Federal Erki başlamış bu topraklarda. Ardından Rusya ile Polonya arasındaki kapışma Ukrayna’yı Polonya ile Rusya arasında bölen bir antlaşmayla son bulmuş… Bugünkü Ukrayna Rus yönetimine geçmiş, o günkü Ukrayna’nın bir bölümü olup da bugün Romanya dediğimiz topraklar Polonyalılarda kalmış.

18. yüzyılda bir ara Kuzey Ukrayna Avusturya İmparatorluğu’nun eline geçtiyse de pek uzun sürmemiş işgal… 1917’deki Rus Devrimi’nden sonra bir federe cumhuriyet kurma girişimi olmuş ama sonra ülke Doğu ve Batı diye ikiye bölünmüş, akabinde içki masasında öpüşülüp barışılmış. Ardından Ruslar 1920’de kontrolü ele almışlar. Stalin’in votka masasında Hitler’e “Adolp, Ukrayna senin köpeen olur olm, vur dönsün” dediği Atatürk’ün XXX şehrini bir büyük rakıya verecek olması kadar yalandır ama yine de bir Alman işgali olmuş olmalı ki o aralar, Kiev’deki bütün binalar Alaman yapımı gibi duruyor.

Sonra yine Ruslar… Taa ki 1991’deki Perestroyka’ya kadar. Kısacası tarih boyunca her gelene aleyküm selam demiş, ülkesini açmış misafirperver Ukraynalı. Ben öyle anladım.

1991’in başlarında, Rusya büyük millet meclisinde ihale meselesinden çıkan bir kavgada kafasına votka şişesini yiyip kafayı yarmış ve estetik ameliyat parası denkleştiremediği için komünizme içerleyip “kapitalist oldum beaan” diyerek kafada lekeyle televizyonlarda görünen Gorbaçov adında yarı deli bir adam aralarında Moldova, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan gibi tüm boktan diyarlara ek olarak Ukrayna’nın da bulunduğu bir dizi problematik bölgeyi “Sittirin gidin başınızın çaresine bakın. Artık silah mı satarsınız, karı mı satarsınız, orospuluk mu yaparsınız; ne yaparsanız yapın. Bu ekonomi sizi kaldırmıyor; mutfağı kapattık. Paydos” diyerek streettiğinde sike sike bağımsız olmuş Ukrayna. Ukrayna Parlamentosu önce “sarhoştur, ayılınca unutur” diyerek beklediyse de bir kaç ay içerisinde durumun ciddiyetini kavrayıp 24 Ağustos 1991’de “bağımsızlık” ilan etmiş (işte o tarih bu tarih, Ukrayna bağımsız).

Gel velakin bağımsız Ukrayna’nın bir tarihi, kendine özgü bir dili, hatta dini yokmuş. CCCP’i (Es es es er okunuyor) en nihayetinde bölen ABD, eski Rus cumhuriyetlerinde komünizmin tekrar hortlamamasını temin etmek adına bu devletlerin din, dil ve kültür gibi eksiklerini tesis ve kara para ihtiyaçlarını temin etmeyi kendisine görev edinmiş. Ukrayna’da CIA oyunları ile (dünyada belki de ilk defa) “bağımsızlık ilanından” SONRA vücut bulan bir milliyetçilik yaratılmış; bir ulus devlet yaratıldı havasıyla. O dönemde Ukrayna’nın Sovyetlerden kalan mühimmatla taş gibi kızları haricinde herhangi bir özkaynağı bulunmadığından, derhal likidite yaratma planlarına girişilmiş CIA tarafından (CIA = Cash In Advance). Mühimmat bugünkü Puşt hükümetini destekleyen Cumhuriyetçi silah tüccarlarına peşkeş çekilmiş, elde edilen gelir Kiev’de elit ve milliyetçi bir çekirdek zümre yaratmaya harcanmış. Silah ticaretinden pay alamayan gariban halk karı satmaya ya da kendini satmaya –veya burada tanıdığım diğer iyi niyetli halk gibi, kemer sıkmaya başlamış.

Bağımsızlık tarihinden itibaren Ukrayna sürekli Rusya ile Amerika arasında gidip gelmiş. Herkes havuç göstermiş Ukrayna’ya. (Rusya’dan yüz bulamayıp bezip, küskünlükle naçar milliyetçi elit zümreye yaklaşanlar hariç) tüm Ukrayna halkı kendisini Rusya’ya daha yakın hissederken devletin her kademesi milliyetçi ve Amerikan sempatizanı. Nasıl olmasınlar? Bugünün Ukrayna Hükümeti varlığını kelimenin her anlamıyla Amerika’ya ve CIA’e borçlu. Ukrayna’da ciguli (1970lerin Murat 124’ü) sınıfı kırık dökük arabalarla Lexus, Bentley, BMW sınıfı lüks otomobiller haricinde şöyle orta sınıf otomobil yok gibidir. Ciguliler halk çocuklarının, Lexus’lar Bentley’ler Amarigancı o… cocuklarınındır.

2004’ün sonlarında Ukrayna seçimlerini Rusya taraftarı Viktor Yanukoviç kazandıktan sonra yüzü gözü şişmiş, içinin pisliği dışına vurmuş bir adam olan Yuşçenko CNN’lerde boy gösterdiğinde, “seçime fesat karıştırdılar, üstelik içkime ilaç koyup beni afedersiniz ziktiler, ilaçtan yüzüm gözüm şişti. allah çarpsın” diyerek rakibi olan Yanukoviç’i yurt dışına şikayet ettiğinde ben Türkiye’deydim. Olaya CNN’den tanık oldum. Halk sokağa döküldü Ukrayna’da. Geçen yıl Ukrayna’yı örovizyonda temsil ve rezil eden komedyen Serduçka’nın (o şorolo aslen komedyendir; cem yılmaz falan gibi arada şarkı söyleyen bir tip yani; yayınlanmış bir albümü yok) ayn svay dray klibinin çekildiği, Rusça – Ukraynaca çelişki ve çatışmaları yüzünden halen Kievski’lerin bile kreçatik mi hreçatik mi olduğunu bilemediği meydanda kamplar kuruldu. Yemek yemeye para bulamayan Ukraynalı işini gücünü bırakıp da Beserabka’da günlerce çadırlarda yatıp “demokrasi”lerine sahip çıktığında hepimizin tüyleri ürperdi. Böylesi delikanlı bir harekete neden turuncu devrim gibi lubunya bir isim uydurulduğunu hiçbirimiz anlayamadık. Meğer adamların bir bildiği varmış…

Şu an dönüp baktığımda Ukraynalı’nın demokrasisine sahip çıkışı hapishane mahkumlarının prangasına sahip çıkması kadar abuk subuk geliyor bana. 2004 seçimlerini Rusya taraftarı Yanukoviç kazandığında CIA’yin fiştiklemesi, hatta düpedüz ön ayak olmasıyla başlıyor aslında ayaklanmalar. O derece ki, işsiz güçsüz kesime günlük 10 dolar gibi Ukrayna ekonomisine göre deli para rakamlar ödenip, sandviçler votkalar ikram edilip amariga tarafından dolduruluyor o meydan. Maksat Ukrayna Rusya’ya doğru kaymasın. Bir taraftan da Ukrayna’da milliyetçiliğin geliştirilip tutundurulması için çalışmalar sürüyor. Önce bir tarih uyduruluyor Ukrayna’ya, müstakil ve Ruslardan ari ve kanımca kendinden menkul. O tarihte Ukraynalı’nın kahramanlığından dem vuruluyor. Bir de kahraman bulunuyor on sekizinci yüzyıldan mı ne; Taras Şevçenko diyerek. Bizdeki Atatürk Caddesi, Atatürk Bulvarı, Atatürk Anıtı… nasıl bitmezse Kiev’de de Taras Şevçenko’nun anıtlarının, müzesinin, sokağının, caddesinin sonu gelmiyor… Altı üstü şair herif, Köroğlu falan gibi bişi yani abartacak bi olay da yok aslında. Ama kültür yaratılacaksa, kahraman şart.

Sonra dil yaratılmaya başlanıyor. Amariga ve Kiev’li taraftarları tamamen uydurma, etimolojisi, kökeni şüpheli, mantıksız bir dil yaratıyorlar. Kimlerin götünden çıktığını bilemeyeceğim ama Ukraynaca yaratanlarının hayal gücünün sınırlı oluşundan feci halde muzdarip. Şöyle ki, Rusça meyve suyu anlamına gelen “sok” kelimesi alınmış, Ukraynacaya “sik” olarak kopyalanmış. Rusça “sol”, yani tuz, Ukraynacada “sil” oluyor (elbette karaktersiz Ukraynalı bu konuda bile tavrını tam koyamadığından tüm meyve suyu kutularının bir tarafından sok diğer tarafında sik yazıyor). Benzer örnekler saymakla bitmez ama herhalde bu kadarı fikir vermeye yetmiştir. O derece mantıksız ve asılsız ki Kiev dışında halk hiç sahiplenmemiş bu dili; hatta anlamıyorlar ve hala Rusça konuşuyorlar.

Kırım’da örneğin kimse, devlet daireleri ve okullarda çalışanlar haricinde hiiiç kimse Ukraynaca bilmez halen. Rusça konuşulur burada. Bizimkilere nerelisin diye sorulduğunda Rusum derler. Evde öğretmenlik eğitimi alan küçük kız kardeş haricinde hiç kimse Ukraynaca anlamaz. Devlet dairesine işiniz düşünce yandınız: bütün formlar, duyurular, panolardaki mesaj ve talimatların tümü Ukraynacadır. İşimizi halledemeyip geri döndüğümüz olmuştur. Düşünsenize devlet, halkının dilini konuşmayı reddediyor… Bunun sebebi Kırım’ın gerçekten de Ukraynalı’dan çok Rus olması.

Benim şu anda yaşadığım Sivastopol, Sovyetler Birliği zamanında Rus’yanın karadenize, oradan da diğer denizlere açılan kapısıymış. Ama ticari maksatla değil tamamen askeri ve stratejik amaçlarla kullanılıyormuş. Bizim her gün denize girdiğimiz plajın hemen yan koyu aslında nükleer denizaltı üssüdür. O dönemde bu bölge dışarıya tamamen kapalıymış. Ukraynalı’lar ya da Ruslar bile giremezmiş. Sadece burada görev yapan askeri personel ve onların aileleri burada yaşarmış. Dolayısıyla bugün burada yaşayanlar da o dönemin Rus askeri personelinin aileleri, çocukları ve torunları. Yani Rus oldukları yalan değil. Bu bölge Ruslar için hala bir jeopolitik öneme sahip olsa gerek ki Ruslar Kırım Yarımadasını hala istiyor. Hatta dönem dönem bu taleplerini dile getirmekten de çekinmiyorlar. En son iki sene önce istediklerini, babayı alınca da Ukrayna’nın Rusya’dan aldığı doğalgaza yüzde üç yüz zam yaptıklarını hatırlıyorum. Elin komedyeninin örovizyona çıkıp “raşa bay baaay” diye çığırması da bundan. Serduçka’nın saçma sapan ama akla yapışan şarkısında fondan “raşa bay bay” gibi bir şey tekrar ediliyor sürekli. Komedyene Russia Bye Bye mı dediği sorulduğunda, “yok lan, raşa değil naşa bay bay olm o” diye cevap veriyor. Benim CIA gibi bişi herhalde…

Ben bu saatte neye darlanıp Ukrayna tarihi yazmaya kastırdıysam… Bana ne ukraynanın tarihinden kardeşim. Sokarım Ukraynasına, hatta Ukraynaca da söyleyeyim tam olsun: sikerim Ukraynayı… Kısacası demem o ki Amariga isterse Yuşçenko’yu başkan da seçtiriiiir, elin yasaklı tarikatçısını mahpustan çıkarıp Siirtlerden vekil göstermek suretiyle senin başına başşşbakan da yapar –hem de iki kere. Bisikim de diyemezsin. Anarchy Rulez! Siktiret

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir